ANA SAYFAYA GiTMEK iÇiN TiKLa..





 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Hümanist, Bilimsel ve Muhalif Yol: Alevîlik

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
aydo_62



Mesaj Sayısı : 73
Kayıt tarihi : 22/06/08
Yaş : 27

MesajKonu: Hümanist, Bilimsel ve Muhalif Yol: Alevîlik   Paz Tem. 06, 2008 12:33 am

BİLİMSEL,HÜMANİST FELSEFE;ANADOLULU ÖĞRETİ
A L E V Î L ÎK
TARİHİN GÖRDÜĞÜ EN BÜYÜK İNSANCIL, HALKÇI HAREKET

Kur’an: Nisa 34
Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür.

Alevîlik!
İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük halkçı, insancı, insan merkezci, antidogmatik, çağdaş, ilerici, bilimsel Anadolulu öğreti ve insanlık mirası. Alevîlik, sonucu mutluluk olan koca bir aşk örneğidir. Tarifi bile ona haksızlık olur. O kadar mükemmeldir ki sayfalarca tanım veya tarif onu anlatmaya yetmez. Derler ya “Onu yaşayan bilir; yaşamayan ne bilsin!”
Pirler, Mürşidler, Dedeler, Aşık-ı Sadıklar, Ozanlar, Şairler, Filozoflar… Anadoluya 13. YYda Aydınlanma Çağını getiren Pir Hünkar Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Mevlana, Baba İlyas, Baba İshak, Dede Garkın… Yazmaya kalem, söylemeye dil, övmeye kelime, anlatmaya cümle, hissetmeye yürek yetmez.
Her Müslümanın: Eylemi, İnancı bozuk, sapkın kişiler dedikleri Akıl, Mantık ve bilim yetimleri: ALEVÎLER…
Sorgulayan ve okuyan, sır sahipleri genç talipler… Kızıl şapkalarıyla, uzun sakallarıyla, gür bıyıklarıyla, kara kaş, kara gözleriyle, ışık saçan gözleriyle, asaları elinde ve dilinde nefesleri, kulaklarında bağlama tınılarıyla çarha dönen ALEVÎLER…
Başları açık, fikri, sözü hür, inancı; insancıl ve çağdaş ALEVÎ KADINLARI…
Sevdasından derisini yüzdüren Nesimî Sultan, başını kestiren Fazlullah-ı Hurufî, Sevdasından kolu bacağı kesilen, asılan Hallac-ı Mansur, Sevdasından korkusuzca 72 kişiyle baş kaldıran, asılan Pir Sultan Abdal, katledilen İlyas, İshak, Ayna Dovle, Hacı Mihman, Kalender Çelebi, Nur Ali Halife, Veli Dündar, Baba Zünnun, Zünnünoğlu, Şeyh Bedreddin Simavi, Torlak Kemal, Börklüce Mustafa, Şahkulu Baba, Şah Celal, Seyit Rıza ve daha niceleri::: ALEVÎLER!!!
Yakmak ile bitmeyiz, yıkmak ile yıkılmayız, eğer yakmakta devam edersen kül olur geliriz… Enel Hakk diyen müptelalarız. Allahçı değil; bizler ALEVÎLERİZ!!!
İkrar ile insana, hakikate iman eden, kırmak ile bitmeyen, yakmak ile yanmayan bizleriz. Bizler Hünkar Bektaş Veli gülleri, Pir Sultan bende’leri, Edip Harabî fukaralarıyız… Bildin mi yobaz? Biz ALEVÎLERİZ…



HAKSIZLIĞA KARŞI SUSMAYAN ÇIĞLIKLAR: MUHALİF PİR’LER
Bildiğiniz gibi Alevîliğin katliam ve dışlanmışlık, horlama, karalanma tarihi boyunca çok sayıda isyan, başkaldırı, sivil itaatsizlik, Kürtçesiyle Serhıldan’lar yaşanmıştır. Elbette kimse isyan etmek ve ölümlere neden olmak istemez. Alevîlik gibi insan sevgisiyle dolu bir öğreti, İsyanlara başvurduysa artık siz düşünün devrin şartlarını ve isyanların mecburiyetini. Tarihin gizlediği ve sakladığı kimbilir ne dolaplar dönmüştür. Aslında Alevîlerin yoğun olarak yaşadığı yerlere uygulanan ambargo ve aşırı vergiler vardı. Nedeni elbette kimlik idi. Düşünün ki ne zaman Yavuz (lanet olsun) 1514te Çaldıranda katliam yaptı ve 1517 de Mısır seferiyle Memluk’lardan hilafeti aldı geldi ve devlet tamamen İslam Dini egenmenliğine girdi işte o zaman onurlu Alevî İsyanları yoğunlaştı. Çünkü egemen olan İslam, ilk iş başka unsurlara tahammül edemedi. Edemezdi de; çünkü tek tiplik ve itaatkarlık önemliydi. Sorgulanmaması gerekenler vardı ve din adı altında her türlü daleverenin dönmesi gerekiyordu. İtiraz eden, sorgulayan, dogmatik olmayan felsefe veya öğretiler olmamalıydı. Olmamalı ki işler yolunda gitsin.
İranın, Arabistanın, Afganistanın bir Alevîliği olsaydı bu durumda olurlar mıydı sizce? Hiç sanmıyorum. Padişah her istediğini yapacak; ama halifedir o, dinin temsilcisidir, o ne yapacağını bilir itiraz etmeyin, ezanlar susar yoksa, islam dini yok olur diye susturuldular. Vergi konacak ammman deyim halife duymasın zinhar halifeye karşı gelmek Allaha karşı olmaktır susun. Bir iki kişi uyanır, hemmmen “Padişahım çok yaşa” derler sustururlardı. Gibi uç örneklerle herkes itaatkar, taassupkar hak aramaktan korkar hale geldi. Rüşvet aldı yürüdü. Kayırmacılık her yanda. Din uleması güçlendi. Artık din her alanda hakim oldu. Osmanlı gerilemeye ve gelişen Avrupayı takip edememeye başladı. Bir Rasathane (gözlemevi) açılır; ama şeyh-ül İslam hemmmen fetva çıkarır “GÜNAHTIR Tanrıyı mı görecez” diyerek kapattırırdı. Tarikatlar egemenliğe ortak olurdu. Alevîler dışlanır, ses çıkarırlarsa obaları yakılır, dağıtılırdı. İşte bu ve buna benzer olgular çoğaldıkça Alevîler her vergiye, haksız her türlü soygun ve adaletsizliğe başkaldırmaya başladılar. Tamamen göz ardı edildiler. İşte Pirler Taşlamalar yazdı. Eleştirdi, karşı çıktı, susmadı ve İsyan ettiler. Elbet türlü nedenler vardı; ama temelde ikinci sınıf vatandaş muamelesinin görülmesi vardır. İftiralar atıldı, horlandılar, dışlandılar, karalandılar. Böyle devrelerde hep IŞIK olan Pirler çıktı. Diğer yazılarımda hep sayarım: Pir Sultan, Kalender Çelebi, Veli Dündar, Şah Celal, Bedreddin, Börklüce, Torlak, Şahkulu Baba, Nur Ali Halife, Baba Zünnun gibi Pirler ortaya çıktı. Yoksul anadolu köylüsünü, işçisini etraflarında toplayıp başkaldırdılar Osmanlıya. O sıralarda padişahlar cariyelerle, harem odalarında sefada idiler. Saray yalakaları keyf içinde cümbüşlerde, alemlerde rakkaseler oynatır keyf ederlerdi. Köylü Ali tüm çoluğu çocuğuyla tarlada çalışır; ama saray yalakaları alemlerde onun verdiği vergiyi dansözlere, içkiye, cariyelere verir, yerlerdi. Ya Lale Devri denen bir şey var. İsrafın, içkinin, haddini bilmezliğin, eğlencenin gırla gittiği devir. 1730da Patrona Halil isyanıyla kapanmadı mı bu devir? Bu isyana küfreden birini duymadım. Niye? Ee haklıydı. HAKLIYDI… ama Alevîler değildi. Neden? Çünkü onlar Alevî. Onlar haksızlığa itiraz ederse olmaz, başkası ederse olur………
Ayrıca Alevîler, dağlara sığınır, gizlenir yinede kılıç kuşanmazdı. Siz düşünün isyan edecek kadar ne zorlayıcı ve zor şartlar olduğunu.


ALEVÎLİKTE KADIN

Kur’an: Nisa 25
“İnanmış hür kadınları nikâhlama genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlardan biriyle evlensin. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hep birbirinizdensiniz. O halde onları, ailelerinin izniyle nikâhlayın. Gizli dost edinmeyerek,
zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınlara uygulanan cezasının yarısı uygulanacaktır. Bu, köle ile evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.”

İslam’ın Kadın Hakkındaki Kesin Uygulamaları:
1. Erkek ganimetten kadından çok pay alır,
2. Erkeğin miras hakkı ikiye bir fazladır,
3. Erkek imam ve yargıç olabilir, kadın olamaz,
4. Erkek dört eş alabilir, kadın alamaz,
5. Erkek karılarının üzerine dilerse cariye alabilir, onunla cinsel ilişkiye girebilir, kadının
böyle bir hakkı yoktur,
6. Erkek kadını boşayabilir, kadın boşayamaz,
7. Erkek kadını boşadıktan sonra aynı kadınla tekrar evlenebilir, kadının bu hakkı yoktur,
8. Erkek kadını dövebilir, kadının dövme hakkı yoktur,
9. Zina eden kadın recmedilir, erkek diyet ödeyerek recm'den kurtulabilir.

Elbette farkları ve olanları yazdım. Yukarıdaki maddeleri ben uydurmadım. Örneğin 9. Maddede recmden bahsediliyor. Recm: taşa tutarak öldürmek demektir. Birkaç sene önce İranda iki kadın boğazına kadar toprağa gömülüp taşlanarak öldürülmedi mi? Erkek ise bunu yaparsa bedel yani para ödeyerek kurtulur. Ne kadar paran varsa erkek olarak, o kadar zina yapabilirsin. Ama kadın OL-MAZ…
Ganimet yine öyledir. Araştırın göreceksiniz. Miras hakkı yine öyledir. Geçmişte olanları maddeler halinde yazacak değilim. Dört eş hikayesi. Yok mu? Buna kim itiraz edebilir.
İmam, yargıç meselesi. Şüpheniz var mı? Cariyeler hikayesi yine öyle. Örneklerle sabit.
Boşama hakkı var mı bir müslüman kadının? Türkiyeyi katmayın burda şeriat yok………
Alevîlikte kadın taşa tutularak öldürülmez. Alevîlikte boşanmak yasaktır; ama insanların bir arada mutsuz yaşaması da istenmez. Onun için boşanma bir tarafın DÜŞKÜN olmasıyla yapılabilir. Bu erkekte olur, kadında olur. Yani erkek haksızsa o düşkün olur, kadın haksızsa o düşkün olur. Boşanma erkek haksızsa bile kadının düşkünlüğüyle sağlanmaz. İşte adalet budur. Haksız kimse o düşkün olur. Kadın erkek ayrımı yoktur hak ayrımı vardır. Bu Düşkün olma korkusu ise eşini daha dikkatli ve özenli seçmeyi sağlar ki mükemmel bir sistemdir. Miras hakkına gelince siz alevilerde kadının mirası erkeğe oranla düşük aldığını duydunuz mu? Hiç sanmıyorum çünkü yasaktır. Eşitlik vardır. Alevîlikte Eline, beline, dilini sahip olma anlayışı hakimdir. Tek evlilik şarttır ve çok evilik yasaktır. Bakın ÇOK EVLİLİK bile yasakken Alevîde cariye olması ihtimali var mıdır?

Alevîlikte el kesme, kırbaçlama gibi cezalar hiçbir zaman olmadı. İslamın hüküm sürdüğü çoğu yerde bunlar yaşandı.

* Ceza sisteminde belirtilmesi gereken bir nokta da şudur: Hırsızlık, yaralama, iftira, gibi sosyal suçlar cezalandırıldığı halde(cemevlerinde), Tanrıyı inkar eden, yani inaçsızlığını bildiren kişiler cezalandırılmazdı; çünkü bunu değerlendirmek Tanrının işiydi.*
(* Anton Jozef Dierl, Anadolu Aleviliği, Ant yayınları)

Bunu söyleyen yıllarını Alevîliğe vermiş bir araştırmacı. Bizlerin göremediğini neden bir yabancı görür hala anlayabilmiş değilim.
* …Kötü tensel istekler ruhu aşağıya çekmekte, ruhsal saflığı engellemekte ve Tanrıdan uzaklaşılmasına yol açmaktadır. En büyük baştan çıkarıcı ise, güzel vücudu ile erkeğin aklını çelen KADINDIR. Kadının erkekten aşağı görüldüğü bütün toplumlarda, sahip olabildiği tek silahı olan cinselliği ve bedeni DİN tarafından başından itibaren olumsuzlanır. Peki teoride ve pratikte kadını erkekle eşit haklara sahip bir varlık olarak gören, erkekle kadını eşit düzeyde, eşit değerde sayan, cinselliği ve kadın bedenini olumlayan bir din mümkün değil midir? Mümkündür ve böyle bir anlayışın temelleri BEKTAŞÎ FELSEFESİNDE kolayca görülebilir.*
(* Anton Jozef Dierl, Anadolu Aleviliği, Ant yayınları)

*Alevî kadınlar dini törenlerde başörtüsü kullanmadıkları gibi yaşmak, çarşaf, peçe yada yüz örtüsü (ummanda olduğu gibi) takmazlar.
Kadın tecrit (soyutlama) edilmemiştir, erkeklerin toplantılarına serbestçe katılabilir, onlarla yemek yiyebilir, dinsel-kültürel toplantılarda konuşma yapabilir.
Çiftlerin, yani kadın ile erkeğin birlikte yaptığı dansların yanı sıra, Alevî yaşamında modern yada eski Türk müziği tarzında müziklere de yer vardır, içki yasak değildir. Bir konferans yada konuşmada İNŞALLAH gibi tumturaklı dinsel sözler nadiren kullanılır. Ali ile ilgili vecizelerde fazla kullanılmaz.*
(* Anton Jozef Dierl, Anadolu Aleviliği, Ant yayınları)

* Her gün sünni (islamî) kurallara göre ibadet eden, cinsiyet ayrımı yapan, kadının örtünmesini ve içki yasağını savunan bir Alevî, Alevî olarak tanımlanmaz.*
(* Anton Jozef Dierl, Anadolu Aleviliği, Ant yayınları)

Bu olumsuzluklar sadece İslama özgü değildir. Çoğu dinde vardır bu. Ama İslamda daha acı tecrübelerle yaşandığı için dikkat çekicidir. Ama Alevîlikte kadın hakkettiği saygınlığı ve onuru bulur. Kişilerin olumsuzluğundan elbette istisnalar vardır. Ama bu diğerlerin yanında devede kulak kalır. Alevî kadını örtünmez. Alevî kadını her türlü sosyal aktiviteden dışlanmaz Alevî kadını serbesttir ve Eline beline diline sahiptir.


Devam>>>>>>


En son aydo_62 tarafından Paz Tem. 06, 2008 12:42 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
aydo_62



Mesaj Sayısı : 73
Kayıt tarihi : 22/06/08
Yaş : 27

MesajKonu: Geri: Hümanist, Bilimsel ve Muhalif Yol: Alevîlik   Paz Tem. 06, 2008 12:33 am

ALEVÎLİKTE HER ŞEY İNSAN İÇİNDİR

Gitmişiz cananın asitanesine
Sıdk ile sarıldık dost zamanına
Canlar baş koymuşuz aşk meydanına
Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez
İbretî

İbreti Allah seni etmesin izzetli
Anlamak istersen ilm ile hikmeti
Ehli harabata eyle hizmeti
Aşktan başka din ve iman gerekmez.
İbretî



Yezit oğlu dinle beni
Allah benim ben Allah'ım
Gönlümdedir onun yeri
Allah benim ben Allah'ım

Anlamadan bana kızma
Ölmeden mezarım kazma
Allah’ı bulmağa gezme
Allah benim ben Allah'ım
Feyzullah Çınar

Hararet nardadır, sacda değildir
Keramet baştadır, tacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüste, Mekkede, Hacda değildir
Pîr Hünkâr Bektaş-ı Veli

“ İnsan eksik bir Tanrı, Tanrı mükemmel bir insandır…”
Suhreverdi

Herşey gönüldür, aşktır, candır, canlıdır, insandır bizde İNSAN. Biz her şeyi kendimizde ararız, insanda ararız. Gökte, gaipte, hacı, hocada, şeyhlerde, kabede, hacda, kudüste, mekkede değil. İnsanı sever, kutsallaştırır ve insanın kendisini yüryüzünün Tanrısı yaparız. Bizler Alevîlik müptelalarıyız. İnsan denen muhteşem varlık İslam’ın dediği gibi kul olmak için var olmamıştır. Ali prototipinde olduğu gibi İnsan-ı Kamil olmak ve kaynağa ulaşana kadar mutlu yaşamak, yaşatmak için vardır. İnsan en kutsal canlıdır; çünkü akıl ve mantık, irade gücüne sahiptir. O İnsandır. Alevîlik var oluşun (doğuşun) 7 cevherini sayarken 6. sıraya Vasat (ortalama-sıradan) insanı koyar ve asıl hedefin 7. cevher yani İnsan-ı Kâmil olduğunu belirtir. Bizler vasat insanız. Daha bilincin ve gerçeğin farkında olmadan dolanan avareler. Asıl cevherler Pir Sultan, Bektaş Veli, Nesimî gibilerdir.


Ana kaynak, cevher, töz’ün, kamil insan teorisinin kademeleri şunlardır:
Şekillenmemiş madde (kimyasal elementler)
Minarellerin dünyası
Bitkilerin dünyası
Hayvanların dünyası
Gelişmiş hayvanların dünyası (Maymun ve yunus gibi)
Vasat İnsan
Kâmil İnsan
Bu sayılanları ben uydurmadım. Alevî-Bektaşî Felsefesinin öğretileridir. Ve size bilimin bulgularını ve saptamalarını araştırın, bulun birebir nasıl aynısı görün derim… Daha önceki bir yazımda size panspermia teorisinden bahsettim. İşte burada da elementler, minareller, bakteriler vs nin etkili olduğu görülüyor. Bu maddelerin etkileşimi ve milyarlarca yıllık gelişimi sonucunda ilk canlıların oluşmaya başladığı belirtilir. Tek hücreliler, ökaryotlar, bakteriler, oksijensiz ilk canlılar, çok hücreliler diye giden bir gelişim, tekamül devresi, Zaten 1. maddeden 7. maddeye kadar canlılığın bir gelişim, evrim geçirdiği sırayla gidilince görülecektir. Üstelik DEVRİYEden bahsederken Alevilik şöyle der demiştik:

<< *Alevi - Bektaşî yazınında bir de “Devir” kuramı vardır. Bu kurama göre, Gayb Âlemine, yani madde âlemine düşen varlık, önce cemat (cansızlar), sonra bitki, daha sonra hayvan, en sonra da insan biçiminde görülür. Bu aşama ve evrelerden geçer. Toprak - Ateş - Hava - Su ana dörtlüdür. Bu dört öğeden geçen insan, asıl gerçeğinden haberli olmak ve aslına kavuşmak isteğinde bulunur. Ondan sonra derece derece yükselerek, çeşitli aşamalardan geçerek Hakk'a yani Tanrı'ya kavuşur. Bu bir çeşit “iniş ve çıkış” tır* >> *İSMAİL ÖZMEN


Bunu sadece İsmail Özmen söylemiyor. Alevîlik felsefesinde olan bir şeyi dillendiriyor. Kafasından uydurmuyor. Bu tür kuramlar ( teoriler) bir felsefenin gereğidir. Bu ve benzeri kuramlar, bilinen bir şeylerin kâmil insanlar eliyle, vasat insan zekâsına göre sistematik hale getirilen temel öğretilerdir. İşte devriye, tenasuh, Ali, İlk logos, dokuz zekâ, kırk abdal, südur teorisi gibi öğreti, kavram, teoriler bize bir şeyler anlatır; ama emek verip görmeye çalışana. Ve elbet körü körüne bağlanan, hiçbir şeyden haberi olmayana, iki TV programında Allah, şeyhler, Muhammed diyen diyanetçileri dinleyip Alevîliğin de bunlardan ibaret olduğunu sananlara DEĞİL.

Südur (oluşum, türüm, doğuş) Teorisinin aşamaları:



Hak
İlk logos (ilk ışık)
Dokuz zekâ
Dokuz ruh
Dokuz gök katı
Dört ilk şart
Dört ilk güç, ilk madde, elementler, pür cevherin öğeleri
Anasır-ı Erbaa (4 kuvvet-güç), anasırdan libasa bürünme yani 4 kuvetten elbiseye bürünme. Nedir dört kuvvet? Ateş, hava, su, toprak. Elbiseye bürünme denenle ne kastediliyor? Vücut bulma yani beden sahibi olma. Yaratılış değil Doğuş…

Anasırdan bir libasa büründüm
Nar’ü, hak’ü, bad’ü, ab’dan göründüm
Şirî
Anasır: 4 kuvvet
Libas: Elbise
Nar: Ateş
Hak: Toprak
Bad: Rüzgar, hava
Ab: Su




İnsan kendini kâmil insanda görür. Kâmil insan olmak için ilk iş Alevîyim demek gerekir. Sonra makbul bir dergâh, bir mürşid edinip biat etmek ve okumak, okumak, okumak gerekir. Bir Alevî’ye ilahiyatçıların, asimileci zihniyetin dediğini yapmak yakışmaz, Elbet uyulacak insan yararına şeyler söylerler ama bizim asıl inanmamız ve biat etmemiz gerekenler Alevî dedeleri, Mürşidleri kısacası Mürşid-i Kâmillerdir. İş Ali, Muhammed, İslam demekle olmuyor. Devriye, Südur, Kâmil İnsan teorileri İslamda yoktur yoktur yoktur. Ali, Muhammed elbet sevilir sayılır; ama Alevîlik sadece onlardan ibaret değildir değildir değildir. Alevîlikte her şey insandır. Pir Hünkâr şöyle der:
“ Ellerin Kâbesi var. Benim Kâbem İNNSAANDIR.

SONUÇ
Bütün bunlar bir araya gelince şöyle bir sonuç çıkar: Alevîlik bir okyanustur. Aşkın kendisidir. Mutluluğun anahtarıdır. Her şey insana varınca Alevilikte, İsyan da, muhaliflikte, eleştiride, Taşlamalar, Hicivler, hak aramalarda, dogmayı reddetme de, şeriatı reddetme de, kadın eşitliğide, özgürlükçülük de, bilimde, laiklikte yapılan, savunulan, arzulanan, istenilen değerler oluyor. Çünkü insan sözkonusu iken gerisi boştur. ÖNCE İNSAN. İnsan olmazsa, insan mutlu olmazsa, insan onuruna yakışır yaşamazsa hiçbir şey OL-MAZ. HER ZAMAN İNSAN, DAİMA İNSAN. İLLEDE İNSAN

İnsan Hak'ta, Hak insanda
Arıyorsan bak insanda
Bir eksiklik yok insanda
Mademki ben bir insanım
Daimî



E N E’ L H A K K


GERÇEĞİN DEMİNE HÛ (O)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Hümanist, Bilimsel ve Muhalif Yol: Alevîlik
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Genel Konular :: Serbest Kürsü-
Buraya geçin: